Bir kafede tek başına oturan birini gördüğünüzde aklınızdan ne geçiyor? “Zavallı, kimsesi yok” mu diyorsunuz, yoksa “Ne kadar huzurlu, kendine vakit ayırıyor” mu? İşte bütün mesele, o masaya nasıl baktığımızda gizli.
Günümüz dünyasında sürekli “bağlı” olmaya, sürekli birileriyle konuşmaya zorlanıyoruz. Bildirim sesleri susunca içimizi bir korku kaplıyor. Oysa atladığımız hayati bir ayrım var: Yalnızlık ve tek başınalık aynı şeyler değildir. Biri hüzünlü bir eksiklikken, diğeri soylu bir tercihtir.
Bu yazıda, kalabalıklar içinde kaybolmak yerine, kendi içimize dönmenin o iyileştirici gücünü konuşacağız.
Kaçılan Değil, Seçilen Bir Liman
Yalnızlık; edilgendir, maruz kalınır. “Keşke yanımda biri olsaydı” demektir. Bir terk edilmişlik, bir boşluk hissidir. Ancak tek başınalık (uzlet); etkindir, bir seçimdir. “Şu an yanımda ben varım ve bu bana yetiyor” demektir.
İnsan, kendinden kaçmak için kalabalıklara sığınır. Çünkü kendine tahammül etmek zordur. Sessizlik olduğunda içimizdeki o bastırdığımız sesler, kaygılar, yüzleşmediğimiz doğrular konuşmaya başlar. Çoğu insan bu sesten korktuğu için televizyonu açar, sosyal medyaya girer. Bu kaçışın modern halini daha iyi anlamak için Ekran Bağımlılığı ve Mutsuzluk yazımıza göz atabilirsiniz.
Oysa yalnizlik ve tek başınalık ayrımını fark eden insan, o iç sesi susturmak yerine onunla sohbet etmeye başlar. Kendiyle barışık olan insan, boş bir odada sıkılmaz; çünkü içeride konuşacak çok şeyi vardır.
Üretim ve Derinlik Ancak Sessizlikte Yeşerir
Tarihe iz bırakan hangi büyük fikir gürültülü bir meydanda bulunmuştur? Hangi derin kitap, televizyonun açık olduğu bir odada yazılmıştır? Yaratıcılık, ilham ve derin düşünce, sadece zihin “tek başına” kaldığında kapıyı çalar.
Bizler sürekli başkalarının hayatlarını izleyerek, başkalarının cümlelerini okuyarak zihnimizi dolduruyoruz. Ama zihnin sindirmesi, analiz etmesi ve yeni bir şey üretmesi için o “boşluğa” ihtiyacı vardır. Tıpkı dolu bir bardağa su ekleyemeyeceğiniz gibi, dolu bir zihne de yeni fikirler ekleyemezsiniz. Yalnızlık ve tek başınalık arasındaki farkı anlamak, zihninizi nadasa bırakmak gibidir; toprak dinlenir ki daha gür başaklar verebilsin.
Okuma serüveninizde derinleşmek ve nitelikli eserlerle tanışmak için Kitap İncelemeleri arşivimize bakabilirsiniz.
Kendine Yetebilmenin Özgürlüğü
Tek başınalığı öğrenmek, insanı özgürleştirir. Sinemaya tek başına gitmekten korkmayan, bir sahilde tek başına yürürken eksik hissetmeyen insan, ilişkilerinde de daha sağlıklıdır. Çünkü mutluluğu bir başkasının cebinde aramaz; o mutluluğu kendi içinde üretir.
Başkasına muhtaç olduğunuz için değil, o kişiyi gerçekten istediğiniz için yanında olursunuz. İşte bu, gerçek sevgidir.
Sonuç olarak; kapıyı kapatıp kendinizle baş başa kaldığınızda korkmayın. O oda boş değil, içeride siz varsınız. Ve inanın bana, tanımaya değer en ilginç insan, yine kendinizsiniz.